heybeliada sanatoryumu uzaktan görünümü
Heybeliada Heybeliada Tarihi Mekanlar Tarihi Mekanlar

Heybeliada Sanatoryumu

Heybeliada Sanatoryumu

Avrupa, tarihin tozlu sayfalarına bakıldığında salgın hastalıkların hemen her dönemde görüldüğü ve salgınlarla mücadele etmek zorunda kalmış bir kıtadır. Veba, cüzzam ve frengi gibi insanlık tarihi ile özdeşleşmiş olan “verem” 19. yy’da Osmanlı Devleti’nde saraya kadar girmiştir. Sultan III. Selim’in hareminden Safinaz Sultan, Sultan II. Mahmut ve annesi Nakşi dil Sultan, Sultan Abdülmecid Han ve 18 cariyesinden yarısının da verem hastalığına yakalandığı bilinmektedir. Sultan Abdülhamit Han verem hastalığını yakından tanıyan bir hükümdar olması dolayısıyla, 1907 yılında Heybeliada’da bir sanatoryum açma girişimde bulunmuş fakat Meşrutiyetin ilanı ile birlikte bu girişim sonuçlanamamıştır.

Çifte Mücadele: Muasır Medeniyetler Seviyesine Ulaşma ve Verem

Millî Mücadele döneminde veba, verem ve kolera, gibi bulaşıcı hastalıkların dönemin sosyal ve ekonomik koşullarında oldukça sık görüldüğü bilinmektedir. Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarda artmakta olan verem hastalığı önemli bir sosyal mesele olarak görülmüştür. Öyle ki, ileriki yıllarda düzenlenen 11. Milli Tıp Kongresi’nin temel konusu verem hastalığı ve tedavi yöntemleri olmuş, sanatoryum, aşı tesisleri ve dispanserlerin önemi vurgulanmıştır.

İlerleyen dönemlerde veremle mücadele ilk olarak kurulan sivil toplum kuruluşları ve dernekler ile devam etmiştir. İlk olarak 1923 senesinde Dr. Behçet Salih Uz’un katkılarıyla İzmir’de kurulan “İzmir Veremle Mücadele Cemiyet-i Hayriyesi”, yine 1923 yılı bitmeden “Balıkesir Verem Mücadele Cemiyeti” bu kuruluşların başlıcalarıdır. Ancak sivil kuruluşların çabalarının yetersiz olması, artık devletin uygun iklim koşullarına sahip olan yerlerde sanatoryumların açılması kararı ile devlet ve sivil işbirliği ile devam edecektir.

Cumhuriyet Tarihinin İlk Sanatoryum: Heybeliada Sanatoryumu

heybeliada sanatoryumu eski fotograf

Cumhuriyet öncesi dönemlerde de verem hastalığının tedavisi için hastaneler kurulmuş ancak birçoğunun ömrü kısa olmuştur. Bunun dışında, sivil kurum ve kuruluşlarca Cumhuriyet öncesi dönemde de bir çok özel sanatoryum kurulmuştur. Hatta Cumhuriyet döneminde ikisi Büyükada ve Burgazada da bulunan 3 adet özel sanatoryum kurulmuştur. Cumhuriyet yeni kurulmuş, hükümet sanatoryum kurma fikrini tekrardan gündeme getirmiştir. Ancak ilk devlet sanatoryumunun hikayesi henüz başlamamıştır…

Heybeliada Çam Limanı mevkiinde bulunan iki katlı bir yapı… Birinci  dünya  harbi  yıllarında Harbiye  Müdürü  Vehip  Bey  tarafından hastalıktan kurtulan harbiye öğrencileri için bir iyileşme dinlenme yeri ve sonrasında müzik okulu olarak kullanılmış, İngiliz generali Tawshland burada esir olarak tutulmuş. Ancak iki katlı bu yapı Cumhuriyet tarihi için ayrı bir öneme sahiptir.

Cumhuriyetin ilanından önce 1922 yılında Dr. Fevzi  Özet Heybeliada’daki Çam Limanı mevkiinde bir askeri sanatoryum açmayı istemiştir. Fakat daha sonra bu bölge Muhacirin İdaresi tarafından İstanbul’a iltica eden göçmenler için kullanılmıştır.

1924 yılında o zamanki adı ile “Sıhhiye ve İçtimai Muavenet Vekâleti” olan Sağlık Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin veremle savaştaki ilk sanatoryumu olacak, o dönemlerde Muhacirin İdaresi tarafından kullanılmakta olan, Heybeliada’daki Çam Limanı Bölgesindeki Yeşilburun’da yer alan yeşillikler içinde ve tertemiz havasıyla öne çıkan binayı sanatoryum için uygun görmüştür. İki katlı yapının tamiratının ardından 1 Kasım 1924 tarihinde 16yatak kapasitesi ile Heybeliada Sanatoryumu faaliyetlerine başlamıştır. Binanın giriş katı ilk dönemler doktorlar ve personele ayrılırken, üst kattakı 2 koğuştan biri erkekler diğeri ise kadınlar için ayrılmıştır. Prof. Dr. Server Kâmil Heybeliada Sanatoryumu’nun kurucusu olmuştur.

heybeliada sanatoryumu ziyaret gunleri

Heybeliada Sanatoryumunun bulunduğu Çam Limanı Koyu Heybeliada’yı oluşturan üç tane tepenin birleştiği noktada güneye doğru yönelmiş araziden oluşmaktadır.  Çam ağaçları ile kaplı çevresi ve kuzeyden esen sert rüzgarlara kapalı olması aynı zamanda havalandırma ve rutubet açısında istenen düzeyde olması nedeniyle veremle savaşta adeta bir kale olarak nitelendirilebilecek nitelikteydi.

İlerleyen yıllarda Heybeliada Sanatoryumunun odaları iki yataklı olarak tasarlanmış fakat odaların boyutu gereğinden biraz daha büyük yapılarak hasta sayısı artınca yatak alabilecek kadar geniş tutulmuştur. Ayrıca sanatoryumun her katında dört yataklı odalar da bulunmaktadır. Odalarda her yatak için 1 lavabo ve elbise dolabı bulunmaktaydı. Sanatoryumun yemekhanesi manzaraya bakmakta ve mutfağın servis alanı ve erzak deposu müstakil bir yapıdadır. Heybeliada Sanatoryumu’na zamanla yeni binalar eklenerek yatak kapasitesini arttırmak hedeflenmiş, ana binanın 1. katında iki tane koğuştan büyük olana 8 yatak, küçük olan odalara ise birer tane yatak yerleştirilmiştir. Odaların ortasında kalan alan yemek salonu ve kür banyoları için kullanılmıştır.1926 yılında Heybeliada Sanatoryumu’nun ana binasının ön tarafına hastalar için açık hava kürü balkonları yapılmıştır. Yapının A ve B bloklarında hastaların diş tedavilerinin yapıldığı bir diş ünitesi de devreye girerek hastalara hizmet vermekteydi.

Sanatoryumu dört ana bloktan meydana gelmiştir.

heybeliada sanatoryumu ic mekan

Birinci Blok: 1938 yılına kadar çeşitli tarihlerde erkek hastalar için yapılan beşpavyondan oluşmaktadır ve 1939 yılında bu blok tamamlanmıştır. 300 kişilik sinema ve konferans salonu, laboratuvar, ameliyat servisleri, kan merkezi ve eczane bulunmaktadır. Bu bloğun tamamlanması ile Heybeliada Sanatoryumu’nun yatak kapasitesi 370’e yükselmiştir.

İkinci Blok: 1945 yılında Sağlık vekili Dr. Hulusi Alataş Heybeliada Sanatoryumu’nun yatak sayısının iki katına çıkması için yeni bir blok eklenmesini önermiş ve bu yeni blok Değirmentepe’de denizden 60 metre yukarıda üç katlı bir yapı olarak 1946 yılında tamamlanmış, 1947 yılında ise ilk hastalarını kabul etmeye başlamıştır. Bu blokta sadece kadın hastalara ayrılan 232 yatak bulunmaktadır. Bu bloğa daha sonra Tevfik İsmail Gökçe ismi verilmiştir.

Üçüncü Blok: O zamanlardaki Sağlık Bakanlığı olan Sıhhat Vekaleti İstanbul Verem Savaş Derneğinin  ülkedeki hemşire sayısını arttırmak açılan bir hemşire okulunun bulunduğu bloktur. Bu blokta ayrıca asistan hekimler ve memurlar için bir de lojman bulunmaktadır. Binanın inşası 1952 yılında başlamış ve 1954 yılında tamamlanmıştır. Hemşire okulu için 50 kişilik, memur ve asistan öğrenciler için 22 kişilik kalacak yer bulunmaktadır. Ayrıca öğrencilerin dershaneleri ve sanatoryumun kütüphanesi de burada bulunmaktadır. Bu binadaki hemşire okulunda eğitim alacak öğrencilerin daha önce verem hastalığı geçirmiş kişilerden seçilmesi düşünülmüştür.

Dördüncü Blok: Sanatoryumun Çam limanı mevkiindeki Rehabilitasyon Merkezidir. Bu blok rehabilitasyon merkezi, mutfak, çamaşırhane, dinlenme salonları ve diğer bölümlerden meydana gelmektedir.

heybeliada sanatoryumu rontgen filmleri

Heybeliada Sanayoryumu, ülkenin önde gelen hekimlerinden Dr. Ahmet Erbelger’in 1947 senesinde, dr. Siyami Ersek’in ise 1951 yılında göreve gelmesi ile göğüs cerrahisi merkezlerinden biri haline gelmiştir. Sanatoryum verem dışında, cerrahi, KBB ve diş hastalıkları, bakteriyoloji-biyo­kimya, röntgen, patoloji-sitoloji ve solunum fonksiyon laboratuarları; eczanesi; yardımcı hemşire okulu ve rehabilitas­yon tesisleri ile tam donanımlı bir göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisi eğitim ve araştırma hastanesi olarak uzun yıllar hizmet verdi. Ayrıca sanatoryumda İsmet İnönü, Rıfat Ilgaz, Ece Ayhan gibi ünlü simalar da tedavi olmuştur. İlerleyen zamanlarda sanatoryumun tam teşekküllü bir hastane haline gelmesi ile Heybeliada Sanatoryumu Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak ismi değiştirilmiştir.

Heybeliada Sanatoryumu, sanatoryumların sahip olması gereken özelliklerin ve talimatnamelerin belirlenmesinde önemli rol oynamıştır. Zira, 24 sene boyunca Heybeliada Sanatoryumu’nun başhekimlik görevini başarıyla sürdüren Tevfik İsmail Gökçe yılların getirdiği tecrübesi ile birlikte Devlet Sanatoryumları Talimatnamesi’ni hazırlamıştır. Bu yönüyle Heybeliada Sanayoryumu bir ilki daha gerçekleştirmiş olmuştur.

Değişen Devlet Politikaları Bir İlkin Sonunu Getirdi

1980 yılı sonrasında verem hastalığının azalmaya başlaması nedeniyle devletin bakmakla yükümlü olduğu bir hastalık niteliğini kaybetmiş ve sanatoryum tüm giderlerini kendi bütçesi ile karşılamak zorunda kalmıştır. Bu karar ile maddi sıkıntılar çekmeye başlayan Heybeliada Sanatoryumu, 1999 yılında meydana gelen depremde yaşanan hasarlar ile birlikte daha da artmış, ancak hasarların onarımı için destek bulamamıştır. Hastaların bir müddet bahçede bakılmasına neden olan hasarlar ilerleyen zamanlarda Endüstrisi İşverenler Sendikası’nın destekleriyle onarılmıştır.

Heybeliada Sanatoryumu’nun Kapanışı

heybeliada sanatoryumu yikilmak uzere

Yeni adı ile Heybeliada Sanatoryumu Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1 Ağustos 2005 tarihinde Sağlık Bakanlığı tarafından verilen dağıtılma kararı ile faaliyetlerine son vermiş, hastanenin tıbbi birimleri, 100’ü doktor ve hemşire 250 personeli Süreyyapaşa Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne nakledilmiştir. Yeterli hastanın bulunamaması ve deniz ulaşımının zor olması gerekçesiyle bir devir yokluklar içerisindeki tüm tarihi mücadelesi ve onlarca şifa verdiği hastanın ardından resmi olarak 30 Eylül 2005’te kapılarını kapattı.

Bir bekçi eşliğinde kaderine terkedilmiş halde yok olmayı beklerken, 2009 yılında Heybeliada Sanatoryumu’nun A bloğunda çıkan yangın ile büyük hasar gördü ve kullanılamaz hale geldi.

Tarihi Yaşatma Çabaları Sonuçsuz Kaldı

Büyük hasar gören Heybeliada Sanatoryumu’nu tekrardan sağlık hizmetine başlaması için belediye, sivil toplum kuruluşları, Sağlık Bakanlığı ve Valilik ile yapılan toplantılar ve sunulan projeler sonuçsuz kaldı. 2009 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul V Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Sanatoryum binasını tescilledi ve koruma altına aldı..

31 Mayıs 2018 tarihinde Maliye Bakanlığı  Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na, Mülkiyeti Maliye Hazinesine ait, tapu kaydında “ korunması gerekli kültür varlığı” şerhi bulunan Sanatoryum Binasının kira sertifikası ihracında kullanılmak üzere Hazine Müsteşarlığı Varlık Kiralama Şirketine satış/devir işlemi için gerekli iznin verilmesi talebini sundu. 12 Temmuz 2018 tarihinde Koruma Bölge Kurulu tarafından alınan karar ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli ve uzun yıllar Heybeliada sanatoryumu olarak kullanılan parsel üzerindeki yapıların devir sonrası hangi amaçla kullanılacağı hususuna verilecek cevap sonrası konunun değerlendirilebileceği belirtildi.

Heybeliada Sanatoryumu Diyanet İşleri Başkanlığına Devredildi

1924 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk pandemi hastanesi olan ve 2005 yılından bu yana kapalı olan Heybeliada Sanatoryumu Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından 2018 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edilmiştir. Çam Limanı mevkiinde bulunan 200 dönümlük alan ve sanatoryum binasının da içinde olduğu yaklaşık 134 dönümlük bölümünün tahsisi, 2019 yılında Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından kaldırılmış, yaklaşık 60 dönümlük arazi Diyanet İşleri Başkanlığı’nda kalmıştır.

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi, İstanbul Tabip Odası, Türk Toraks Derneği İstanbul Şubesi, İstanbul Barosu ve Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Şubeleri Heybeliada Sanatoryumu’nun Diyanet İşleri Başkanlığına devrini özellikler Covid-19 hastalığına dikkat çeken ortak bir açıklama yayınlayarak karara karşı gelmiştir. Açıklamada şu satırlar dikkat çekmektedir;

… Bir yandan eşsiz bir kültür mirası olması nedeniyle korunması, içinde bulunan tüm yapıları ile birlikte restore edilerek geleceğe aktarılması gerekmekte; diğer yandan tüm dünyayı derinden etkileyen COVID-19 salgını nedeniyle, sağlık tesisleri altyapısının güçlendirilmesi açısından da sağlık fonksiyonu ile devam etmesi sağlanmalıdır. Bu kapsamda, Heybeliada Sanatoryumu’nun yeniden Sağlık Bakanlığı’na devredilerek gerekli restorasyon işlemlerinin yapılarak yenilenmesi, böylelikle yeniden aslına uygun bir hastane ve bu dönemin ihtiyaçlarına cevap vermek üzere bir pandemi merkezi haline getirilmesi sağlanmalıdır. Belirsiz bir zaman dilimini kapsayan pandemi koşullarında, her türlü sağlık tesisinin kullanıma hazır hâle getirilmesi bir zorunluluktur.

Bizler, sağlık alanında uzun zamandan bu yana sürdürülmekte olan, inşaat, arazi tahsisleri, şirketleşme ve ticarileşmeye dayalı politikaları reddettiğimizi, rant odaklı değil, kamu odaklı politikalara ivedilikle sahip çıkılması gerektiğini ve konunun takipçisi olacağımızı bir kez daha önemle vurguluyoruz.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Yorum

  1. Resmen tarih kokan bir yapı fakat devredildiği birim ile uzaktan yakından alakası yok çok üzücü böyle bir tarihin yaşamaması çok üzücü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir